edebiyat, sinema ve müzik hakkında merak ettikleriniz!
ANASAYFA | ÜYE KAYIT | ÜYE GİRİŞİ
ANASAYFA | GURME

Kahve: Bir Keyif Öyküsü
--------------------
Yaşam Editörü | İstanbul {Date}

Kahve ticareti, 17 ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa’daki siyasi dengeleri belirleyen başlıca iktisadi ögelerden birisi olmuştur
Bir süre önce espresso ile ilgili bir yazı yazdım, meğer kahve konusunda görüşü olan ne kadar çok okuyucu varmış. Bazı okuyucular, espresso sevdiğimi söylediğim için bana kızdılar, türk kahvesinin yerini hiç bir kahvenin tutmayacağını söyleyenler oldu. Bazı okuyucular ise bana katıldıklarını söylediler. Onlar da benim gibi türk kahvesinin ticarileşip tadını kaybettiğini düşünüyorlar. Sonuçta iki gerçeği anladım, kahve Türk hayatının değişmez bir parçası, Türk olmak her konu da heyecanla tatışabilmek demek.

Bugün NTVMSNBC’de gezinirken kahvenin tarihiyle ile güzel bir yazı gördüm, bütün kahve sevenler ve NTV’de okumamış olanlar için alıntı yapıyorum, yazının başlığı hikayeyi anlatıyor aslında.

***

Kahvenin anavatanı hakkında bugün artık tartışmasız kesin bilgilere sahibiz. Güney Etiyopya’nın yüksek yaylaları, yabani kahve bitkisinin doğal olarak yetiştiği bölgedir. Çok eski zamanlardan beri yerli halk bu bitkinin tanelerini un haline getirip bir çeşit ekmek yapıyordu.

Kahvenin Etiyopya’dan sonraki ilk durağı Yemen’dir. Daha sonra Arabistan yarımadasının iç kesimlerine yayılmış, 1511’de Mekke’de Hayr Bey tarafından yasaklanmış, ardından büyük bir hızla Kızıldeniz ticaret yolunu izleyerek Nil vadisine ulaşmış, buradan da Kahire’ye girmiştir.

El-Ceziri’ye göre, kahveyi Yemen’e götüren kişi, Cemaleddin Ebu Abdullah Muhammed İbn Said’dir. Yemen’in ticaret limanı Aden’de ikamet ettiği süre boyunca tarikat çevresiyle yakın ilişki kurmuş ve kahvenin yaygınlaşmasında öncü rol oynamıştır.

Mekke’de ulema tepkisine yol açarak yasaklanan kahvenin aynı dönemde Kahire sokaklarına taşan bir ilginin odağı haline gelmesi, serbestçe alınıp satılması, bu keyif verici içeceğin aynı zamanda ticari bir tüketim maddesine dönüştüğünün göstergesidir.

KAHVEYİ AVRUPA’YA TANITAN KİŞİ
Prospero Alpinus adlı botanikçi, 1580-1583 döneminde Venedik’in Mısır konsülü olan Giorgio Emo’nun bilimsel danışmanı sıfatıyla Akdeniz’in bitki örtüsünü araştırmak için Kahire’de kalmış ve burada Halil Bey adındaki bir Türk yöneticinin bahçesinde kahve bitkisini inceleme fırsatını bulmuştur. Alpinus’un 1592’de yayınladığı De Plantis Aegypti Liber adlı kitabı, kahveyi Avrupa’ya tanıtan ilk bilimsel kaynak olarak kabul edilir.

Botanikçilerin kahvesi bilimsel açıdan ilginç bir bitkidir ama, insana keyif vermez. Bu keyfi ilk keşfedenler dünya nimetlerinden el etek çekmiş dervişler, bunu bütün insanlığa en geniş ölçekte yayanlar ise bu nimetlere adeta tapan tüccarlardır. Avrupa’nın kahveyi keşfetmesi, bir bakıma bilimsel merakın ötesinde, Ortaçağ baharat çılgınlığının miras bıraktığı doymak bilmez iktisadi pazarı besleyebilecek yeni bir tüketim maddesinin keşfi anlamına gelmektedir. Yakınçağ Avrupasının haz dünyasına, farklı bir zevk kültürü armağan eden bu esrarengiz içecek, 17. yüzyıldan itibaren artık Doğu-Batı ticaretinin tıkanmaya yüz tutmuş dolaşım sistemine, ihtiyacı şiddetle hissedilen taze kanı sağlayabilecek potansiyele sahiptir.

Kahve ticareti, 17 ve 18. yüzyıllar arasında Avrupa’daki siyasi dengeleri belirleyen başlıca iktisadi ögelerden birisi olmuştur. İngiliz, Fransız ve Hollanda şirketlerinin birbirleriyle giriştikleri kıyasıya rekabet sonucu kahve üzerinden sağlanan zenginlik, artık Avrupa toplum hayatında bazı önemli dönüşümlere yol açıyordu.

AVRUPA’DA KAHVE İÇME ALIŞKANLIĞI
Avrupa’da kahve içme alışkanlığının ilk yerleştiği merkez Venedik olmuştur. 1615’te Venedik’te açılan kahvehanelerin 1645’e doğru bütün İtalya’ya dağıldıkları görülür. Kahve 1644’te Marsilya’da, hemen ardından da Lyon’dadır. Fransa’nın iç kesimlerine doğru hızla ilerleyen bu önüne geçilemez alışkanlık, 1669’da Türk elçisi Süleyman Ağa tarafından Paris sosyetesine tanıtılır.

BURJUVAZİYE SESLENEN MEKANLAR
1650’de Londra’da İngiliz aristokratları tarafından beğeniyle karşılanan ve şöhretleri bugüne kadar ulaşan bir dizi kahvehane, 17. yüzyılın ikinci yarısında şehrin gündelik hayatındaki yerlerini almışlardır. Paris’te entellektüel faaliyetlerin merkezi haline gelen kahvehaneler, Londra’da daha farklı bir çevreye, yükselen burjuvaziye seslenen mekanlar olma özelliğini kazanırlar.

İSTANBUL’DA KAHVEHANELER
İstanbul’da ilk kahvehane 1554-1555 yılında, Tahtakale semtinde, Halepli Hakem ve Şamlı Şems adında iki Arap kökenli tüccar tarafından açılır. O tarihlerde Tahtakale, şehrin önemli ticaret merkezlerinden birisi olarak dikkat çekmektedir.

KANUNİ DÖNEMİNDEN 4. MURAD’A...
Kanuni’nin saltanat yılları, kahve içme alışkanlığının şehir hayatında henüz yeni kökleşmeye başladığı bir dönemi kapsamaktadır. İlk kahvehanenin açılmasıyla, padişahın ölüm tarihi olan 1566’ya kadarki zaman zarfında kahve, şehir halkı tarafından tanınmış, ancak içildiği mekanlar birer muhalefet odağı niteliği kazanmamıştı. Ayrıca padişahın bu yeni içecekten zevk aldığı ve Topkapı Sarayı’nda bir “kahvecibaşılık” görevi tahsis ettiği bilinmektedir. Bunlar dikkate alındığında, Osmanlı’da ilk yasaklama olayının bu zaman diliminde gerçekleşmediği sonucuna varabiliriz. Ebusuud Efendi’nin kahve yasağıyla ilgile metni, 2. Selim dönemine (1566-1574) tarihlendirmek daha doğru olabilir. Bu dönemden itibaren ulemanın dikkati, kahve alışkanlığının şehir hayatında doğurduğu sosyo-kültürel sonuçlar üzerinde yoğunlaşmış ve 1633’te 4. Murad tarafından konulan şiddetli yasağın hukuki zemini yine bu çevre tarafından hazırlanmıştır. İstanbul kahvehaneleriyle ilgili bu yasak, önce halk arasında “Koltuk kahvehaneleri” olarak tanınan gizli toplantı yerlerinin faaliyete geçmesiyle etkisini kaybetti. 4. Murad’ın 1640’da ölümünden sonra tamamen gündelik hayattan silindi.

KAHVEHANE TÜRLERİ
Başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı şehirlerinde iki genel toplanma tipinden söz etmek mümkündür. Bunlardan birincisi “Mahalle Kahvehaneleri”, ikincisi de “Esnaf Kahvehaneleri”dir.

MAHALLE KAHVEHANELERİ
Mahalle kahvehaneleri, İstanbul’un yanısıra Anadolu ve Balkan şehirlerinde karşımıza çıkan en yaygın sosyalleşme mekanlarıdır. Buraları sadece sohbet mekanları değil, aynı zamanda dini-destani kitapların okunduğu ve çeşitli oyunların oynandığı yerler olmuştur. 16. ve 17. yüzyıllarda İstanbul’u ziyaret eden batılı seyyahlar, bu mekanlarda en çok tavla ve satranç oynandığını, buna karşın Avrupa’da rağbet gören kağıt oyunlarının hiç tanınmadığını kaydetmektedirler. Müslüman mahallelerinde kahvenin yanısıra çeşitli soğuk şerbetlerin de içilebildiği bu mekanlar, özellikle Hıristiyan cemaatlerin oturdukları mahallelerde müşterilerine alkollü içecek de veren bir meyhane olma özelliğini de taşımışlardır.

ESNAF KAHVEHANELERİ
Esnaf kahvehaneleri ise şehrin daha çok ticaret bölgeleri sayılan Beyazıt, Aksaray, Eminönü, Galata ve Üsküdar’da yoğunlaşmışlardır. Bu kahvehaneleri birer lonca merkezi olarak da tanımlamak mümkündür.

TANEDE SAKLI KEYİF, KAHVE
İstanbul’da Galatasaray’daki Vedat Nedim Tör Müzesi’nde açılan ve 24 Ocak-31 Mart 2001 tarihleri arasında açık kalan “Tanede Saklı Keyif, Kahve” sergisinde, kahvenin kahvenin çekirdeğinden tüketimine, müziğinden deyimlerine uzanan macerası anlatılmıştı. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından düzenlenen sergide, kahve fincanından cezveye, mangaldan kahve değirmenine dek 300’den fazla nesne sergilenmişti. Sergi kapsamında hazırlanan ve sergiyle aynı adı taşıyan kitapta, sergilenen nesnelerin fotoğraflarının yanısıra, kahvenin toplumsal tarihi, üretim aşamaları ve Avrupa’daki kafelerle ilgili bilgiler ve bir kahve sözlüğü bulunuyor.

Kaynak: www.ntvmsnbc.com

Editör'ün Notu:
İLGİLİ YAZILAR


Copyright © Istanbul Postasi 2002 - 2005. Tüm Hakları Saklıdır, Hiçbir Ortamda Yayınlanamaz