edebiyat, sinema ve müzik hakkında merak ettikleriniz!
ANASAYFA | ÜYE KAYIT | ÜYE GİRİŞİ
ANASAYFA | EDEBİYAT

Da Vinci Şifresi Hakkında Bilmedikleriniz
--------------------
Edebiyat Editörü | İstanbul {Date}

Dan Brown'ın “Da Vinci Şifresi” kitabı dünyayı kasıp kavurmaya devam ediyor. 2005 sonunda başrollünde Tom Hanks’in yer aldığı bir film olarak da yayınlanacak
Dan Brown'ın “Da Vinci Şifresi” kitabı dünyayı kasıp kavurmaya devam ediyor, 2005 sonuna kadar başrollünde Tom Hanks’in yer aldığı bir film olarak da yayınlanacak ancak sevgili dostum Alper Eğmir’in asağıdaki yazısında da anlattığı üzere kitap birbirinden enteresan hatalarla dolu. Eğer henüz kitabı okumadıysanız, Alper’in yazısını okumadan kitaba başlamayın derim.

***

YERİM SENİN ŞİFRENİ
Alper Egmir, www.gazozagaci.com

Genel bir kural olarak şunu kabul ederim: Eğer bir film, bir şarkıcı veya bir kitaptan HERKES övgüyle bahsediyorsa, KESİN BİR SAKATLIK vardır!

Dan Brown'ın 'Da Vinci Şifresi' kitabını en erken 2005'te okumaya karar vermiştim o yüzden.. Gündemden iyice düşsün ki etki altında kalmadan okuyayım diye.

Ama bazen kitap geliyor sizi en olmayacak yerde yakalıyor. Benim örneğimde de aynen böyle oldu. Bunun da ayrı bir hikayesi var ama kısaca şöyle diyelim:

Öküzün sevmediği ot, burnunun dibinde bitermiş!

Malumatfuruş bir yazar bana meydan okudu.

Bir Amerikalı, bana Paris ve Fransa konusunda ukalalık yapacak?

Yer mi Anadolu çocuğu?!

* * *

BEZU FACHE ADLI FRANSIZ KOMİSER OLUR MU?
Şimdi farzedin ben bir roman yazmış olayım. Diyelim romanın konusu Türkiye'de geçsin.. Arada Yunanistan ve Irak gibi komşu ülkelere de uzansın...

Romanda bir de Türk başkomiser var, adı Lobo Lumo olsun… Efendim? Ne dediniz? Böyle saçma isim mi olur?

Valla haklısınız. Lobo Lumo diye bir Türk adı olmaz! Böyle bir isim uyduran roman yazarına en hafif deyimle SALAK denir.

Bezu Fache diye bir Fransız adı da olmaz! Ama Dan Brown'a kimse SALAK demiyor?!

Durun daha bitmedi!

Şimdi ben roman yazıyorum ya, fasulyeden yani.. Ukalalık damarım iyice kabarmış olsun bu romanda.. O kadar ki, romanın geçtiği mekanı ÇOK İYİ bildiğimi gösterip okura hava atmak için şöyle yazayım mesela:

"Taksim'den Galata Kulesi'ne gitmek için Tarlabaşı'na döndüler ve Şişhane istikametine ilerlemeye başladılar. Sağ tarafta Haliç görünüyordu..."

İstanbul'u bilen bilmeyen burada "Helal olsun lan herife! Detaylara ne kadar hakim.." diyebilir.

Bu gazla ben saçmalamaya devam etsem ve desem ki:

"Unkapanı köprüsünü geçince Saraçhane göründü... Arabayı kullanan Afitap, Murtaza'ya döndü ve 'Galata Kulesine kadar daha bir buçuk kilometre yolumuz var..' dedi."

Benim yazacağım böyle bir zırvayı okuduğunuzda herhalde şöyle düşünürsüz:

- Kimi kandırıyorsun oğlum sen? Taksim'den gelirken Şişhane'den sapman lazımken, sen Unkapanı köprüsünü geçmişsin ve Galata Kulesi'ne gitmekten bahsediyorsun? Hayır, İstanbul'u bilmediğin belli oluyor da.. Ukalalık yapmak uğruna cehaletini bu kadar sergilemesen olmaz mıydı?

Bu söylediklerinizin hepsi de haklı olur!

AMERİKAN ELÇİLİĞİ NEREDE?
Ama yazarın adı Dan Brown olup, romanın konusu Paris'te geçiyorsa, bu saçmalıklar karşısında "BÜYÜK BİR YAZAR BU ADAM.. Aman efendim NE GÜZEL BİR KİTAP OLMUŞ BU!" dersiniz. (En azından böyle düşünen çok kişi var!)

Kitabın 157. sayfasında, Louvre'dan kaçan Robert Langdon ve Sophie Neveu, Rue de Rivoli'den geçip Champs Elysées bulvarına çıkıyorlar. O sırada Amerikan Büyükelçiliği'nin daha hala bir buçuk kilometre ötede olduğunu söyleniyor.

YUH BE!

Arada geçtiğin Gabriel Bulvarının iki numaralı konutu zaten Paris'teki Amerikan Büyükelçiliği!

Rue de Rivoli'den Champs Elysées bulvarına doğru giderken, CONCORDE meydanına gelirsiniz ve meydanın sağ ilersinde Amerikan Büyükelçiliği vardır. Champs Elysées bulvarı DAHA DA ötededir. Oraya çıkmışsan, Amerikan Büyükelçiliği'ni pas geçmişsin demektir.

(Alper, ukala herif! Herkes Paris'i bilecek diye bir kural yok ya! Alt tarafı bir roman bu!)

Eh iyi de... Stephen King mesela, Wastelands romanının sonunda "New York şehir planında bazı değişiklikler yaptığım dikkatli okurlarımın gözünden kaçmamıştır herhalde. New York'lulardan özür dilerim.." diyordu?

Louvre'daki piramidin cam segment sayısını 666 diye bildirecek kadar detay yazıyorsun (doğrusu 673'tür), okurlara hava atmak için Paris'in caddelerini tarif ediyorsun..

Şu işi doğru yapsana Dan Brown! Kendini rezil etmek zorunda mısın, soytarı?

Louvre nedir, neresidir, nasıl bir yerdir? Biliyoruz herhalde...

Gerekirse, siz sevgili okurlarıma Paris şehrinin özelliklerini ve güzelliklerini memnuniyetle anlatırım. Şekil üzerinde izah ederim sabaha kadar.. Ama Amerikalının biri bu şehir hakkında saçmalamaya kalkarsa, isterse Best Seller yazarı olsun farketmez, lafımı korum!

* * *

FRANSIZ POLİSİ BU, İSTEDİĞİ YERDE OPERASYON YAPAR!
Biz dönelim benim yazdığım romana...

Hikayenin bir yerinde, Çorlu havaalanından kalkan bir uçak Yunanistan'ın Selanik şehrine doğru yol alıyor. Bu durumu çakan Türk komiser Lobo Lumo emir veriyor: "Derhal Selanik polisine bildirin, ben oraya gelene kadar uçağı bekletsinler. Kimseyi indirmesinler. Atina'dakileri de bu işe hiç karıştırmasınlar!"

OHA! dediniz değil mi?

Yunanistan'a şüpheli bir uçak girecek. Yerel polis bunu kendi makamlarına bildirmeden, Türk polisi istedi diye, operasyon için Türk polisini bekleyecek. Dahası, Türk komiser gidip orada operasyonu yönetecek?

(Böyle saçma şeyler yazan adamı, en başta editörlerin temiz bir sopadan geçirmesi gerekir)

Oysa 'büyük yazar' Dan Brown için bunda garip bir durum yok! Fransız Komiser Bezu Fache istedi diye, İngiliz polisi aynen böyle yapıyor.

(Büyük yazar olmak başka bir şey canım. Uydur uydur söyle..)

* * *

Ben gene kendi yazdığım abuk romana devam edeyim ve şöyle yazayım: "Mustafa çok zor bir çocukluk geçirdi. İskenderun limanında bir gemiden mal çalarken polise yakalandı. Polis de onu Bağdat cezaevine koydu..."

Manyak mısın oğlum? Bağdat, Irak'ta.. İskenderun'da bir suçluyu yakalayan Türk polisi, niye suçluyu Irak'ta bir hapishaneye koysun ki? Olamaz böyle bir şey!

BRAVO! Doğru saptama...

GEMİLER GALİBA KARADAN GİTMİŞ!
Eh peki Toulon'da Silas'ı yakalayan Fransız polisi onu niye Andorra'da bir hapishaneye koyuyor?

(Yaa Alper, amma uzattın ha! Fantezi ürünü bir roman bu. Trevanian'ın ŞİBUMİ'si değil ki? Fransız polisi istediğini Andorra'ya hapseder. İsterse gider İngiliz polisine "Siz kenara çekilin" deyip Londra'da operasyon yapar.)

Tamam! Son bir şey söyleyeceğim...

Romanın 86.sayfasından öğreniyoruz ki: Silas'ı Andorra'ya GEMİYLE götürmüşler...

Andorra, denize kıyısı olmayan ve Pirene dağları üzerinde yer alan bir ülke olduğuna göre; Fatih Sultan Mehmet misali, o gemiyi kızaklar üstünden geçirip de mi Pirene dağlarına çıkarmışlar?

Madem kafaya koydular, adamı oraya araba veya trenle götürselerdi daha kolay olmaz mıydı?

Zahmet olmuş yani, o bakımdan diyorum...

* * *

Da Vinci Şifresi adlı kitapta bulunan ve burada bahsedemediğim SÜRÜYLE hata için

http://www.lisashea.com/hobbies/ art/davincicode.html
http://ramon_k_jusino.tripod.com/ davincicode.htm

adreslerine bakabilirsiniz.

Editör'ün Notu:
İLGİLİ YAZILAR


Copyright © Istanbul Postasi 2002 - 2005. Tüm Hakları Saklıdır, Hiçbir Ortamda Yayınlanamaz